30 Mayıs 2010 Pazar

bazen çok ilginç oluyor. yapmayı tasarladığım, aklımdan geçen şey gözlerimin önünde olup bitiyor.
Çok mu olağan ve sıradan düşünüyorum yoksa benim bi dolu ruh eşim mi var?

blog yazmak fikri yıllardır kafamda olan bir türlü yürürlüğe koyamadığım bir ok şeyden sadece birisiydi. şimdi bloglar almış başını gitmiş, ben de ağzı açık kalakalmışım:)
olsun ama başladım. henüz yeterince güncelleme yapmıyorum. farkındayım. tembelim belki de !
ha unun ne faydası olacak bana onu ise hiç bilmiyorum.
Sahafların açık havaya çıktığı günlerden biri -ki sanırım bu sonbahardı- bir tezgahtaki adam bana bakıp"yazıyor musunuz ?" demişti. ben de yok "okuyorum " demiştim ona :O)
"yazmam gerektiğini, ruhumun sağlığı için ve ruhumun omuzlarındaki yükleri azaltmak için yazmam gerektiğini" söyledi.
ben de sanırım bu tavsiyeye uymak için tıpkı onun dediği gibi "kimse okumasa da yazdıklarımı" sırf kendim için yazıyorum.

her ne ise. bundan yani.. benden değil ondan ötürü yazıyorum. whatsoever yani..

9 Mayıs 2010 Pazar


eveettt, bu haftasonu gidilen mekanlardan ilki ile başlayacağım bugün:
Galata'da kuleyi masanızdaymış gibi hissedebildiğiniz bir konumu olan Venta del Toro isimli İspanyol restaurantına gittik çok yakın arkadaşlarımla. Tapas ile başladık yemeğimize.Ancak vasatın altında diyebileceğim bir tat ile karşılaştık.Mönü zaten neredeyse tamamen İngilizce yazılmış bildiğimiz mezelerden oluşuyordu. Türk mezelerinin hastasıyım ancak İspanyol yemeği yemek için gidilen bir mekanda deniz börülcesini İspanyol diye sunmak biraz tuhaf geldi bana.
Her neyse, ana yemeğe geçtiğimizde ise daha vahim bir durum bizi bekliyordu.Zaten toparlanmamız biraz uzun sürdüğünden ve çokça aç olduğum bir döneme denk geldiğimden olsa gerek 45 dk sürecek paella siparişi vermek yerine
daha kısa sürede mideye indirebileceğimizi düşündüğüm hatta düşündüğümüz yemeklerden sipariş verdik. Limon soslu tavuk, rokfor soslu bonfile, hardal soslu tavuk ve lüferden oluşan ana yemekler sanırım lüfer hariç, oldukça hayal kırıklığı yarattı. Limon soslu tavuk, haşlanmış tavuk göğsü üzerine hafif gezdirilmiş limonsuyundandan ibaretti.Lokmalar ağzımda gitgide büyüdü ve 3-5 denemenin ardından vazgeçtim o sevdadan:)

Ancak tabii biz 5 kişi yine eğlenecek çok fazla konu bulduk kendimize.
Bedia Muvahhit ve Vasfi Riza Zobu arasında geçen ve bizi yerlere yıkan olay gecenin en eğlenceli hikayelerinden biriydi. Bunu anlatan arkadaşımın doğumgünü sebebi ile buluştuğumuz gecede öğrendiğime göre Bedia hn ile Vasfi Rıza bey birlikte bir araçla seyahat ederlerken Vasfi bey'in acilen tuvalet bulması gerekiyor ancak bulamadıkları için yol kenarında mecburen bu işi halletmeye çalışıyor. Döndüğünde Bedia hn "sanırım üzerinizde bir takım damlalar var Vasfi bey" diyor. Vasfi bey de durumu kurtarmak için "bir miktar rüzgar vardı , o yüzdendir herhalde" diye yanıt veriyor. Bedia hn bunun üzerine "ayol siz bu işi halledene kadar mevsimler geldi geçti, rüzgar olsa ne olur " diyor..
Akabinde sevgili yunanlı dostumuz bize bir başka hikaye anlattı ve burada yaşadığı kısacık süre sonuncunda sabah ezanı ile akşam ezanın makamlarından tutun da Safiye Ayla'yı bize direk olduğu gibi hatırlatmasına kadar anlattığı anektotlarla ne kadar yakın insanlar olduğumuzu hatırlattı bize ve bir o kadar da şaşırttı.Aynı gece yine kendisinden en çılgın Yunanlı ressamlardan Yannis Tsarouchis(1910-1989)'ı öğrendik ve resimlerine hayran kaldık. Yannis Tsarouchis2in deniz ürünlerine düşkünlüğünü resimlerinde görmek de mümkün! Her resminde bir denizci mutlaka tuvalin bir köşesine düşüyor ya da tamamına sahip oluyor..:)

Dostlarla oturdğumuz sofralarda yemeklerin lezzetleri çoğunlukla sohbetin enerjisini etkileyebilecek bir düzeyde olur.Bunu çoğumuz yaşamıştır.
Ancak bu, o akşam için bizi çok da etkilemedi. Sevgili dostumuzun yaşadığı yıllara bir yenisini eklemesini değil, bizimle birlikte oluşunu bizimle olan paylaşımını kutladık. Keşke yemekler de bu inanılmaz
"var olma haline" güzellikleri ile eşlik edebilselerdi...


2 Mayıs 2010 Pazar

Dee Edwards Why Can T There Be Love Hq Remaster - VidoEmo - Emotional Video Unity

Dee Edwards Why Can T There Be Love Hq Remaster - VidoEmo - Emotional Video Unity
Bakalım,göreceğiz..

Son yıllarda bu sözcük ikilisi dostlarımla benim en çok kullandığımız sözcükler oldular.Öyle şeyler oldu öyle şeyleri oturup didik didik ettik ki en son vardığımız nokta hep "bakalım, göreceğiz" noktası oldu:)
Bu bir çaresizlik hissi yaratıyor elbet. Bir susma, kabul ediş.Ama çokça da huzursuz bir hal.
Böyle anlarda birbirimize dayanıyoruz.Planlar yapıyoruz. Arada bir "biri arasa da iptal etsek bu programı " dediğimiz anlarımız da oldu :) ama uyduk plana.:)

İstanbul'u gezdik mesela en son.Kız kulesi, tarihi yarımada derken bir haftayı devirdik. Haftanın içine çok da güzel mekanlar yerleştirdik soluklanmak için:

Zeyrekhane, Zeyrekte, İMÇ'nin karşi arasından girilerek biraz yukarı sağ karışımı ile ulaşılan, Haliç'e alışık olduğumuzdan farklı tam da karşı yakadan bakmaya olanak tanıyan bir tepede. Koç vakfı işletiyormuş. Her şey pırıl pırıl, tertemiz, servis çok güzel. Yediklerimiz de bir o kadar lezzetliydi. Lavanta kokularının kapıda hepimizi buyur ettiği konak nefis bir bahçeye açılıyor. Bir ara gidip görün derim.

Sultan Ahmet meydanına çok yakın , Topkapı sarayı yolu üzerindeki Yeşil Ev de yine keşfettiğimiz mekanlardan. Yani o ordaydı , bilen biliyordu da, biz birlikte ilk kez gittik. O konak da bir paşanındı yanılmıyorsam.Ne yaşamlar yaşandı, ne sevinçler, hüzünler...

Bu gezide rehberimiz olan Grace ne çok yer biliyor ne değişik mekanları sevmemizi sağlıyordu.
Sağol Grace.

Başka bir gün Subaşı Lokantasını denedik. Ancak kendinden beklenmeyen bir rakamı hibe edip geldik.Yemekler mi? Bir esnaf lokantası kıvamında işte. Ben bile daha güzel yapabiliyorum bazılarını :)

Kral Kokoreç en baş mekanım oldu ama yarımadadaki..Şahane kokoreç Avrupa Birliğine bile girer..:) son derece iddialı!

Gününüzü nasıl geçireceğinizi bilemediğinizde ibreniz yarımadayı gösterebilir derim, öyle değil mi Paull? Paull , Paull!



bakalım neler olacak ?

Bakalım nasıl bir şey olacak ben de bilemiyorum. Blog kendi kendine çoğalan bir bir organizmaymış gibi bir his veriyor bana.kendi kendine ilerlemek, büyümek isteyen bir hali var gibi.bunun için şu an bana ihtiyacı var. Ama gün gelecek bunu kendi kendine yapabilecekmiş gibi.

O büyüklüğe ulaşır mıyız dersiniz?Bu blog bu işi yapabilir mi?

Bakalım,göreceğiz..