9 Mayıs 2010 Pazar


eveettt, bu haftasonu gidilen mekanlardan ilki ile başlayacağım bugün:
Galata'da kuleyi masanızdaymış gibi hissedebildiğiniz bir konumu olan Venta del Toro isimli İspanyol restaurantına gittik çok yakın arkadaşlarımla. Tapas ile başladık yemeğimize.Ancak vasatın altında diyebileceğim bir tat ile karşılaştık.Mönü zaten neredeyse tamamen İngilizce yazılmış bildiğimiz mezelerden oluşuyordu. Türk mezelerinin hastasıyım ancak İspanyol yemeği yemek için gidilen bir mekanda deniz börülcesini İspanyol diye sunmak biraz tuhaf geldi bana.
Her neyse, ana yemeğe geçtiğimizde ise daha vahim bir durum bizi bekliyordu.Zaten toparlanmamız biraz uzun sürdüğünden ve çokça aç olduğum bir döneme denk geldiğimden olsa gerek 45 dk sürecek paella siparişi vermek yerine
daha kısa sürede mideye indirebileceğimizi düşündüğüm hatta düşündüğümüz yemeklerden sipariş verdik. Limon soslu tavuk, rokfor soslu bonfile, hardal soslu tavuk ve lüferden oluşan ana yemekler sanırım lüfer hariç, oldukça hayal kırıklığı yarattı. Limon soslu tavuk, haşlanmış tavuk göğsü üzerine hafif gezdirilmiş limonsuyundandan ibaretti.Lokmalar ağzımda gitgide büyüdü ve 3-5 denemenin ardından vazgeçtim o sevdadan:)

Ancak tabii biz 5 kişi yine eğlenecek çok fazla konu bulduk kendimize.
Bedia Muvahhit ve Vasfi Riza Zobu arasında geçen ve bizi yerlere yıkan olay gecenin en eğlenceli hikayelerinden biriydi. Bunu anlatan arkadaşımın doğumgünü sebebi ile buluştuğumuz gecede öğrendiğime göre Bedia hn ile Vasfi Rıza bey birlikte bir araçla seyahat ederlerken Vasfi bey'in acilen tuvalet bulması gerekiyor ancak bulamadıkları için yol kenarında mecburen bu işi halletmeye çalışıyor. Döndüğünde Bedia hn "sanırım üzerinizde bir takım damlalar var Vasfi bey" diyor. Vasfi bey de durumu kurtarmak için "bir miktar rüzgar vardı , o yüzdendir herhalde" diye yanıt veriyor. Bedia hn bunun üzerine "ayol siz bu işi halledene kadar mevsimler geldi geçti, rüzgar olsa ne olur " diyor..
Akabinde sevgili yunanlı dostumuz bize bir başka hikaye anlattı ve burada yaşadığı kısacık süre sonuncunda sabah ezanı ile akşam ezanın makamlarından tutun da Safiye Ayla'yı bize direk olduğu gibi hatırlatmasına kadar anlattığı anektotlarla ne kadar yakın insanlar olduğumuzu hatırlattı bize ve bir o kadar da şaşırttı.Aynı gece yine kendisinden en çılgın Yunanlı ressamlardan Yannis Tsarouchis(1910-1989)'ı öğrendik ve resimlerine hayran kaldık. Yannis Tsarouchis2in deniz ürünlerine düşkünlüğünü resimlerinde görmek de mümkün! Her resminde bir denizci mutlaka tuvalin bir köşesine düşüyor ya da tamamına sahip oluyor..:)

Dostlarla oturdğumuz sofralarda yemeklerin lezzetleri çoğunlukla sohbetin enerjisini etkileyebilecek bir düzeyde olur.Bunu çoğumuz yaşamıştır.
Ancak bu, o akşam için bizi çok da etkilemedi. Sevgili dostumuzun yaşadığı yıllara bir yenisini eklemesini değil, bizimle birlikte oluşunu bizimle olan paylaşımını kutladık. Keşke yemekler de bu inanılmaz
"var olma haline" güzellikleri ile eşlik edebilselerdi...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder